Çocuklarıma soruyorum “Tatilde neler yaptınız?”

Çocuklarıma soruyorum “Tatilde neler yaptınız?”

İkinci dönemin ilk günü çocuklarıma soruyorum “Tatilde neler yaptınız?” diye. “Ders çalıştık, kitap okuduk ve çarşıya gittik öğretmenim!” cevapları geliyor onlardan. Çarşıya gitmek, belki de yaptıkları en farklı etkinlik..

Bir soru daha ekliyorum sorularıma: “Görmek istediğiniz bir şehir var mı?” diye. Tek yumurta ikizi olan çoçuklarımdan biri cevaplıyor:
“Eğer bir şehirse İstanbul. Çünkü o deniz o köprü gerçek mi çok merak ediyorum. Denizi gördüğümde ona bir şiir yazmak istiyorum.”
“Peki bizi İstanbul’a davet etseler?” diye ekliyorum.
“Uuu ağlarım!” diye ani bir cevap geliyor.

Duygularım darmadağın oluyor. “Bugüne dek kendi ilçelerinin dışına pek çıkamayan, diğer bütün şehirleri kitaplardaki fotoğraflardan ya da televizyondaki görüntülerden gören çocuklar için bir şeyler yapmalıyız!” 

Onlardan habersiz bir gezi planlamaya başladık, en çok görmek istedikleri İstanbul’a..

Şubatta yaptığımız bu konuşmadan üç ay sonra mayıs ayında yola koyuluyoruz. 

Uçağı görünce heyecanlanıyor, pilot ile tanışmak istiyorlar. Kırmıyor pilot abileri onları ve kucaklaşıyorlar. Daha tepesindeyken İstanbul’un gözleri doluyor. “Vallah deniz!” diye bağırıyorlar. Uçaktaki diğer yolcuların duygulu bakışları içinde.

İniyoruz. İndiğimiz yerde bizi güzel yürekli insanlar karşılıyor. Hiç tanımadığı çocuklara oracıkta kucak açıyorlar. Servise biniyoruz. Gözleri camda İstanbul’u süzüyorlar Atatürk Havaalanından ta Sirkeci’ye dek. Otelimiz Sirkeci’de, denizin hemen dibinde. Kocaman ve tarihi yapısıyla büyülüyor onları. İçeri giriyoruz. Bir hayalin içinde gibi yürüyorlar. Hepsini odalarına yerleştiriyoruz. 

Yemek salonuna çıkıyorlar. Kendileri için hazırlanan yemek sofrası ve karşılarında denizin üstünde bir boğaz.

Sırayla tüm müzeleri, tarihi yerleri ve İstanbul’un televizyonda gördükleri en gözde yerlerini geziyorlar. Her günün sonunda yaşadıklarını ağızları açık, mutlu bir şekilde birbirlerine anlatıyorlar.

İstiklal caddesinde sokakta yabancı müzik yapanları şaşkın dolu bakışlarla dinliyorlar ve birkaç metre ötede müzik yapan başka bir grubun halayına eşlik ediyorlar.

Vialand’a gidiyoruz. Tüm oyuncakları defalarda deniyorlar. “Öğretmenim burda kalalım, gitmeyelim!” diyorlar. Ama istemeye istemeye ayrılıyoruz oradan.

Tekne turuyla tüm denizi keşfe çıkıyoruz. Martılara simit atıyorlar. Denize şarkı söylüyorlar. Keşfin sonunda Boğaz’a karşı yemek yiyorlar. Her lokmasında Boğaz’ı izleyerek. 

Hayranlıkla izledikleri bir dizi varmış. “Fazilet Hanım ve Kızları” “Öğretmenim ne olur gidelim. Bulalım o konağı diyorlar.” “Nasıl buluruz. Olmaz!” diyoruz. Servis şöförümüz araya giriyor. “Ben bulacağım hocam. Çocuklar hayal etmiş, kırılmasınlar.” diyor. Nasıl mutlu ediyor bizi.. İki saat boyunca arıyoruz konağı ve buluyoruz nihayetinde. Set sorumlusuna derdimizi anlatıyoruz. “Yasak!” diyor. Sonra çocukları görünce dayanamıyor o da. İçeriye haber gönderiyor ve dizinin başrol oyuncularından Fazilet Hanım(Nazan Kesal) geliyor. Yaklaşık yarım saat kucaklaşıyor çocuklarımızla. Hayallerini ve İstanbul’a geliş sebeplerini duyunca dayanamıyor gözleri doluyor onun da.. 

Ve son gün gelip çatıyor. Uyandırıyoruz. Hepsinin yüzünde ayrı bir hüzün. “Biraz daha kalsak olmaz mı?” 

Birkaç gündür bizim gibi onlara rehberlik eden ve hiçbir kan bağları olmadan, ilk defa İstanbul’da karşılaştıkları abileri-ablaları yolcu ediyor bizi. Sımsıkı sarılı vedalar ve yaş dolu gözlerle geri dönüyoruz.

“Hep yalan sanıyorduk. Bir su bu kadar büyük olamaz. Bizim yaşadığımız yerden bile daha büyük. Hele o boğaz. Öğretmenim arabalar nasıl geçer ki havada asılı bir şeyin üstünde. Ama hepsi gerçekmiş. Çok mutluyuz. Büyüyünce biz de küçük kardeşlerimizi İstanbul’a getireceğiz. Söz veriyoruz.” bu sözleriyle bitiriyoruz yolcuğumuzu.

Öğretmenler bir elçidir, bir rehber. Sadece müfredatta yazılı olanları aktarmaz çocuklara. Göz göze geldiği her çocuğun umuda gittiği yolda bir neferdir. 

Bu hayalin gerçekleşmeyeceğini düşündüğümüz, korktuğumuz bir anda bize el uzatıp desteğini esirgemeyen çocuklarımızın İstanbul’daki tüm güzellikleri tatmasında vesile olan herkesten Allah binlerce kere razı olsun. Bastığınız her yer huzur koksun🙏

Ramazan Mervan Kurt

banner3

Comments

comments

Previous İlham Veren Konuşmalar Serisi 12
Next Dünyanın en güçlü pasaportları belli oldu! Türkiye kaçıncı sırada?

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply

You might also like

Seyahat Anıları 0 Comments

Ganj Nehrinin Kıyısında Dans Eden Rakkase ve Karşı Yakasında Ölü Yakanlar Aynı Karede

Modernizmi kenara bırakıp, lazım olduğu zamanlarda alıp kullanmak gerekir diye düşünüyorum. Dünya güzel derken içini sıradan kavramlarla doldurup gerçek güzelliği es geçiyoruz…İlkel şartlada öleceğiz ve bağrına gömüleceğimiz toprak hep ilkeldi…Modern

Raydan Çıkanlar 0 Comments

Mutluluk Paylaştıkça Güzeldir | Onedio

Interrail Türkiye – Mutluluk Sadece Paylaşılınca Gerçektir. Interail Türkiye, Into The Wild filmine konu olan Christopher McCandless’ın felsefesiyle yürüyen bir facebook grubu. Daha önceki paylaşımlarımda o grupla alakalı şeyleri görebilirsiniz. Bu

Seyahat Anıları 0 Comments

Çocukluk Hayalini Uzakdoğuda Gerçekleştiren Gül’ün Hikayesi

Güney Asya ( Tayland Malezya ) Herkese merhabalar. Kadın başına gitmek için Avrupa’da İspanya,İtalya,Hollanda gibi ülkeler varken neden 15 saat (aktarmalı) yolculukla  teee Tayland? Çünkü hayalimdi. Çok uzaktı. Benim için,