Dünyanın Yerlisi Olmak | Kitap

Dünyanın Yerlisi Olmak | Kitap

Interrail Türkiye ve TimeSet sponsorluğunda Dünyanın Yerlisi  kitabı yayında. Satın Al

Herkesin seyahatten keyif alış şekli farklıdır.

Bendeniz, gittiğim yerlerin kültürünü, geleneklerini, geçmişini, yemeklerini, siyasetini, problemlerini, dertlerini, güldükleri şeyleri, kısacası onlara ait herşeyi özümsemeye, öğrenmeye ve hissetmeye çalışıyorum.

‘Onlar’ gibiymiş taklidi yapmadan, fakat kültürlerine olabildiğince yakınlaşarak, içinde bulunarak.

Tıpkı bir ‘Dünyanın Yerlisi’ gibi.

Bu makale de böyle gezmeyi seven insanlar için.

Oturup düşündüp, bir ‘Dünyanın Yerlisi’ gibi hissetmek için gezerken neler yapıyorum diye.

1-      Gittiğim Şehirlerde Mutlaka Kayboluyorum

Hayatımda en keyif aldığım anlardan biri Güney Kore’de ki ilk akşamımda otelden çıkıp hiçbir yol bilmeden saatlerce yürüyüşüm olmuştu. Kaybolarak, fakat aynı zamanda yolumu bularak. Yolda gördüğüm insanlar, sokak satıcılarından yediğim yemekler, oturduğum banklar, duyduğum tüm hisler, paha biçilemez idi. Ondan sonra her gittiğim yerde en büyük keyiflerimden biri çıkıp şehrin içinde rastgele yürümek oldu.

2-      İnsanlar ile Kendi Dillerinde (Hangi Dil Olursa Olsun) Konuşmaya Çalışıyorum.

İngilizce’yi akıcı konuşan biri olarak, gittiğim yerlerde iletişim konusunda sıkıntı yaşamıyorum. Fakat gittiğim her yerde, önceden dili biraz biliyorsam üstünden geçip, bilmiyorsam da biraz öğrenip temel sohbet öğelerini o dilde söylemeye çalışıyorum.

İtalya’da otobüs ile Bari’den Palermo’ya giderken şöföre İtalyan’ca ‘bavulumdan bir şey alabilir miyim’ deyip, şöförün bunu anlayıp bavulumu bana vermesi inanılmaz büyük bir hazdı.

Derler ki, birine anladığı bir dilde konuşursan seni zihni ile dinler. Fakat biri ile kendi dilinde konuşursan seni kalbi ile dinler.

3-      Pazarlığın Belini Kırıyorum.

Bu özellikle pazarlığın geçerli olduğu ülkeler için önemli. Almanya’da bir dükkana girip ‘bize kaça olur’ diyemezsiniz, çünkü onun fiyatı o dur. Beğenirseniz alırsınız beğenmezseniz almazsınız. Fakat doğu kültürüne yakın ülkelerde pazarlık sünnettir ve siz pazarlık yapmazsanız muhtemelen o güler yüzlü satıcı sizi çok fena ‘ütmüş’tür.

Hem hakkınızı aramaktan, hem de bu keyifli sürece dahil olmak için fiyatı indirebildiğiniz kadar indirin. En sonunda muhtemelen yine normal fiyattan fazlasını vereceksiniz, fakat 1’e 100 vereceğinize 1’e 5 verin.

Bu arada Almanya örneğini verdim ama, tüm ‘Avrupa’ ülkelerinde pazarlık yapılmaz diye bir gaye yok. Eski kız arkadaşım Floransa’da kağıttan tabloları 30 euro’ya satan adamlara 10 dakika boyunca ‘I will give 2 euros’ diye diye fiyatı 2 euro’ya kadar düşürttü. Açıkça söylemeliyim ki, hayatımdaki en etkilendiğim anlardan biriydi.

4-      ‘’Couchsurfing’’ Tarzı Sitelerden Lokal İnsanlar ile Tanışıyorum.

Couchsurfing, Airbnb, Meet Up, Eventbrite gibi siteler şehirlerdeki sosyal aktiviteleri, insanları ve olanları güzel ve güvenilir bir şekilde paylaşıyor. Bu insanlar o şehirlerde yaşayan lokal insanlar olduğu için, size harika önerilerde bulunup sizin hayatınızı aşırı derecede kolaylaştırabiliyorlar.

Paris’ta 2 ay geçirdiğim dönemde bir Couchsurfing partisinde tanıştığım Paris’li bir kız çok yakın bir arkadaşımız olmuş, bizimle çok ilgilenmiş ve yerel arkadaşları ile tanıştırıp türist olarak hayatta bulamayacağımız yerleri gezdirmişti.

 2015-03-20-1426853534-7075669-dreamstimemaximum_30295049

5-      Aşık Oluyorum.

Bu başlığı ‘her limanda bir sevgili’ olarak anlamayın. Şu anda kızarkadaşı olan biri olarak birine duyulan romantik bir ‘aşk’tan bahsetmiyorum. Bir mekana, bir şehire, bir denize de aşık olabilirsiniz. Hiçbir zaman unutmayacağınız, düşündüğünüzde bile sizi heyecanlandıracak bir şekilde. Tabii ki bir insane da aşık olabilirsiniz.

Letonya’da sırılsıklam aşık olduğum Inese ile Sigulda’da yürürken yağmura yakalanıp, şemsiyeyi açmayıp ıslanmaktan keyif alıp, öpüşmemiz hayatımda kalacak anılardan biri oldu.

Aşık olun. Aşık olmak güzeldir.

6-      Yerel Restoranlarında ya da (mümkünse) Misafirliklerde Yemekleri Deniyorum.

Gittiğiniz bir yerde önünüze hiç bir fikriniz olmayan bir yemeğin gelmesi, o yemeği ağzınıza attığınızda duyduğunuz hisler ve tat loblarınızın çıldırması…

Bu yemeği severseniz hayatınızın en büyük keyiflerinden birini yaşarken, sevmediyseniz de uzun süre gülecek tepkiler verebilirsiniz.

Ama öyle önünde İngilizce ‘gel abi yemekler taze’ diyenlerden değil de, şöyle hiç turistin olmadığı, ingilizce menünün bulunmadığı, garsonların ingilizce bilmediği yerlere gidin. Çünkü onların sabit müşterileri vardır, ve bu yüzden de yemekleri hep güzeldir. Turistik yerler fabrika gibidir, bir giden bir daha gelmez, o yüzden genellikle kalite de iyi olmaz.

Güney Kore’de pasaj gibi yerde içinde ne olduğunu tam anlamasam da, suyun içinde gezen şeyleri yediğimdeki tat hala ağzımda. O kadar güzeldi ki.

 photos-1150076_960_720

7-      Not Alıyorum

İlk seyahatimlerimde artis artis yürüyüp hiç resim çekmiyordum. Göya deneyimlemeyi seviyorum (gerçi sonra arkadaşlarımın fotoğraflarını istiyordum). Sonra videoların, resimlerin ve o an hissetiklerini hala sıcakken kağıda dökmenin önemini anladım. O an çok keyifli oluyor ama bunu kaydetmez isen uçup gidebiliyor.

Hayatının en güzel anlarından birini tekrar tekrar izleyebilmek kadar güzel bir şey var mı?

Bu arada sürekli elinizde kamera gezip, hiç bir şeyi çıplak gözle görmeyin demiyorum. Gezin, görün, güzel bir anın tadını çıkarın, sonra ilk fırsatta kameranızı çıkarıp resminizi çekin. Ve o hem kalbinizde, hem de elinizde kalsın.

8-      Gittiğim Yer Hakkında Bilgi Sahibi Oluyorum

Özet olarak gittiğim yerin gündemini takip ediyorum, insanlar ile yaşadıkları sorunlar hakkında konuşuyorum. Problemlerin bazen ne kadar benzediğini, sorunların ne kadar tekerrür edebildiğini görüyorum. Ortak çözümler ile mucizelere yaratılabileceğini, herkesin hayallerinin, korkularının, umutlarının benzer olduğunu deneyimliyorum.

Yani insana insan olduğu için değer göstermeyi öğreniyorum.

9-  Düğüne Katılıyorum.

Yok yok, gidip düğünleri basmıyoruz. Uluslararası arkadaşı çok olan biri olarak bir çok düğüne davet edilme mutluluğunu yaşadım. Floransa’da, Nis’te, Barcelona’da ve Palermo’da gittiğim düğünlerde en güzel şekilde o ülkenin, o bölgenin ve o şehrin kültürünü yaşadım.

Hatta gittiğim düğündeki arkadaşım çok yakın ise onlar için konuşma bile yapıp hayatımın en özel anlarından birine sahip oldum.

https://www.youtube.com/watch?v=adMStqHSYKc&t=523s

https://www.youtube.com/watch?v=r62UNUjLcRU&t=72s

10-  Kendi Kültürümü Paylaşıyorum.

Gidip insanların kulağının dibinde ‘TÜRKİYE’ diye bağırıp önlerinde bayrağı çılgınca sallamıyorum.

Daha çok fikirlerim ile, konuşmalarım ile, yaptıklarım ile ülkemi temsil etmekten daha çok keyif alıyorum. Aziz Sancar gibi, Fazıl Say gibi, Hamdi Ulukaya gibi, Elif Şafak gibi.

Önyargılarını azaltmaya, objektif olarak düşüncelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Eksiğimizi, fazlamızı, yolunda gidenimizi söylüyorum. Bağırmıyorum, kavga etmiyorum, hakaret etmiyorum. Aynı şekilde onları dinliyor, birlikte ne gibi çözümler bulabiliriz onları düşünüyoruz.

Comments

comments

Previous AvrupaRail 1 Tamamlandı !
Next Interrail Yaş Sınırları Değişti

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply

You might also like

Haberler 0 Comments

Büyük Likya Yolu | LikyaRail Yürüyüşümüz

Ayaklarınız dert görmesin sözünün hakkını sonuna kadar verdik. Yürüyen, katılamayıp destekleyen, bütün yol yardımını esirgemeyen jandarma mensuplarına, ilk gün daha yürümeyiz deyip yola devam eden hınbıl time, yolu yardıra yardıra

Interrail Turkiye Etkinlikleri 0 Comments

Bestami Köse TedxIstanbul’ da

Yıl 2014 işsizliğin en ön saflarında dolanıyoruz. Bu grup da 3000-5000 üyeye sahip. Hani en büyük hayalimiz; neresi olduğu önemsiz, yola çıkıp şu buhrandan uzaklaşmak akşamda para bulup şaraba, üzüme