Gezmeye Ankara’ dan Başlayıp Dünyaya Açılmak

Gezmeye Ankara’ dan Başlayıp Dünyaya Açılmak

Gezmeye önce buradan başlayabilirsiniz.

Gezmek diyorum, kendime bazen; ne demek?

Katledilen mesafelerden, kilometrelerden mi ibaret? Hiç sanmıyorum: Ne zaman gezmenin anlamını dolu dolu düşünecek olsam, kilometreleri saatlere bölen bir hızla anlıyorum ki, yaptığım bu eylem esasında etrafımdakileri fark etmek ve duygusal olarak yerle bütünleşmek.Yani diyorum ki, gezmek için illa ki öyle alıp başımızı çok uzak yerlere gitmemiz gerekmez kimi zaman. İşte bu cümleyi kurduğumuzda akla ilk gelen yerlerden birisi Ankara, Anıtkabir. Gezmek İstiyorum Nereden Başlayayım bilemedim mi diyorsun bence hemen yanı başımız – ki çok özel bir yerden Anıtkabir’den başlayabilirsiniz.

Seyahat etmek, gezmek öyle her zaman çok uzaklara gitmek yeni yerler görmek değildir. Bazen, öyle çokta uzaklara gitmeyip, elimizde de ne olduğuna bakıp. görebilmek gerekir.Bugün (18 Haziran,2016) Ankara’da hayatımın 3. Anıtkabir ziyaretini gerçekleştirdim.ve tam 5 saatimi orada geçirip her şeyi detaylı bir şekilde inceledim. Anıtkabir’de gerçekten görülmeye değer çok fazla şey var ve bazı yeniliklerde gelmiş. Kapının hemen girişinde ki sergi salonundan içeriye girer girmez, yine o kelimelerle ifade edemediğim duygular içinde kayboldum. Şimdi gelin bu duygularda hep beraber kaybolalım…

Bir imparatorluğun yıkılışının ve yeni bir ulus devletinin kuruluşunun tarihini yeniden gözden geçirdim; İnönü muharebesinde ki mevzi içinde ki askerlerden, topçu bataryalarından, ölen Yunanlı askerlerin gömülmesinden, Ankara hükumetinin yoklukla nasıl mücadele etmesinden savaşmasından, Kuvay-i Milliye den düzenli orduya geçilmesine kadar gittim. Hatta, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam kararını onaylayan Padişah Vahdettin’ e, ve Fransız işgal kuvvetlerine karşı kahramanca savunma yapan Antepli Kuva-yi Milliye Grubuna, 11 Nisan 1920 günü Fransız ve Ermeni işbirlikçilere karşı direnen Urfalı Kahramanlara,Rum Pontuslular’ a karşı mücadele veren Karadenizli kahramanlara ve belki tarih kitaplarında bulamayacağımız, onların yüzlerindeki gurur dolu ifadeyi görüp hissedebildim. 23.04.1920 T.B.M.M açılış töreninden, Antep belediye meydanında Fransızlar aleyhinde yapılan mitinge (1920), İstanbul’u resmen işgal eden İngiliz askerinin Galata Köprüsündeki resmine, Misak-i Millinin kapsamına önemine, Sivas kongresinin ilk zamanın İstiklal Harbi gazetesinde yayınlanmasına, 11 Eylül 1919 de ki Sivas Kongresi kararları özetine, kongreye katılan delegelere, 8 Temmuz 1919 Salı günü ordudan istifa eden Mustafa Kemal Paşa’nın yine İstiklal Harbi gazetesinde ki ana başlığına, 9 Temmuz bir sonra ki gün vazifesini son verildi diye çıkan gazete başlığına, 6 Temmuzda milli mücadeleye atılıyor diye çıkan başlığa, detaylı Erzurum kongresi delegelerine, Yunan Efsun Askerlerinin ilk İzmir e ayak basmasına, Şehri yağmalamalarına, tecavüzlere, Mondros Mütarekesinin metni ve sonrasında terhis edilen Mehmetçiklere, Ankara yakınlarında ki (5 Mayıs 1933) günü ziyaret ettiği Ahlatlıbel kazısına kadar her şeyi detaylı bir anlatımla yeniden inceledim.Ankara Halk evinde 2 Temmuz 1932 günü açtığı 1. TÜRK tarih kongresinin açılışından, 12 Temmuz 1932 de kurduğu Türk Dil kurumundan, 1924 de Milli Eğitim bakanlığına yurt dışına giden öğrencilere çektirdiği telgraftaki “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyoruz. Gür alevler olarak dönmelisiniz.” sözleri ile Türk gencine olan güvenini bir kez daha dile getirmesine, hukuka, kadına soyadı devrimlerine kadar yapılan yeniliklere, Teşkilat-ı esası kanununa, Cumhuriyet ilanı dolayısıyla anayasa değişikliğinden, hukuk devrimlerine, ziyaret ettiği Ankara hukuk Üniversitesi sınavlarına, hukuk devrimlerinden tutunda sosyal hayatın düzenlenmesi için takvim, saat, hafta sonu değişikliği, ölçü değişikliklerinden, harf devrimleri, hesap makinelerine, tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasından, kılık kıyafet devrimine, yaptığı konuşmalardan verdiği mitinglere, 1 Ocak 1929 da İstanbul’da öğrenci mekteplerinin açılacağını duyuracağı yürüyüşünden, Kayseri’de Cumhuriyet Halk Fırkası önünde ders verdiği kara tahtadan, Dolma bahçe sarayında yeni harfler konusunda yapılan sonu gelmeyen toplantılara (29 Ağustos 1928), sayılara, güzel sanata, basına ve halk evlerine verdiği öneme, tarım, orman sanayi, maliye, sağlık spor, turizm, bayındırlık ve ulaşım, iç
ve dış siyasi olaylara kadar uzanan ve çok daha fazlasına bak bak, oku oku, resmini çek çek doymadım. Bir yandan da kendimi kaybetmeye engel olamadım. Kendimi bir anlık yerine koydum bu kadar işin içinden nasıl çıkardım diye… Zaten bir kenara koyda, nasıl o kadar çok şeyi düşünebilir ve her şeye yetişe bilirdim ? Bilemedim. Sadece 5 saat bunları düşünürken, bakarken, okurken bile beynim yoruldu bir ara durdum. Yere çöktüm. Beynim resmen hata verdi.

Eğer siz hala aklıselim iseniz devam edelim…Henüz 1922’de daha 3 sene önce ağır bir savaştan çıkmış ve medeniyetten çok geri kalmış, okuma yazma oranının neredeyse sıfır olduğunu toplumun gelişmesine yapılan katkılarda bir ülke hayal edin ki Kayser’iye uçak fabrikası kuruyor.1925-1938 yılları arasında 300 den fazla uçak alabiliyor ve zamanının 30 Ağustosunu bir tek zafer bayramı olarak değil, aynı zamanda da teyyare bayramı olarak kutluyor. Yapılan törenlerde sadece ve sadece halkın bağışları ile toplanan paralar ile yeni uçaklar alınıyor. Ne yetinebiliyor ne de durabiliyor. Sürekli daha ileriye gitmek ülkesini daha ileriye taşımak için uğraşıyor. Bak o yıllarda, ya o yıllarda hava kuvvetlerine olan düşkünlüğü şu sözleri ile açıklıyor; “Bundan sonrası için bütün uçaklarımızın motorlarının memleketimizde yapılması ve harp hava endüstrimizin de bu temele göre geliştirilmesi gerekir. Hava kuvvetlerinin aldığı önemi göz önünde tutarak, bu çalışmaları planlamak ve konuyu layık olduğu önemle milletin gözleri önünde canlı tutmak gerekir.” Devam ediyor…

izmirrrr

Eğitim, bilim, dil ve tarih alanında reformlar yapıyor. Öyle ki Türkiye Cumhuriyeti kadına ilk seçme ve seçilme hakkını veren ülke oluyor. Türklüğü ve tarih devriminin önemini ise şu sözleri ile dile getiriyor;

“Tarih, bir ulusu oluşturan temel bağlarda biridir. Ortak tarih, milli birlik ve beraberliği pekiştirir.”

“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin” 2 Eylül 1930

Çok ve çok daha fazlası… Hemen merdivenlerin başladığı yerin sağında ki bu müzeyi bitirdikten sonra merdivenlerden yukarıya çıkıp sola döndüğünüz de ki odada gezintiye çıktığı küçük tekneyi ve makam arabasını görebilir, odadaki TV de naşının tüm yolculuğunu anlatan videoyu izleyebiliyorsunuz. Size diğer bir tavsiyem Anıtkabir’in dört bir yanına yazılı sözlerini not almanızdır. Odanın devamında ki uzun koridoru yol boyunca takip edip, büyük makam aracının olduğu diğer boşluğa ulaşabilirsiniz. Dikkatimi çeken orada ki 1934 model restore edilmiş her gelenin resmini çektiği Lincoln marka araba değildi, oradaki iki cümleydi;

” Dünya vatandaşları kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.”

“Ulusun hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

Daha o zamanlar sadece kalkındırmakta olduğu ülkesi hariç söylediği sözler ile dünyaya da değinmiştir. Zaten öyle olmasaydı, hemen bir sonra ki naşının izlendiğini odadaki videoyu izlerken saygısını ve minnnetini sunmak için dünyanın dört bir yanından devletler yürüyüşüne bir sürü asker, subay göndermezlerdi. Akabinde ki oda da sürekli oynatılan filmleri izleyebilirsiniz. Sakarya Meydan Muharebesi hakkında da bilgi edinebilirsiniz. Anıtkabir girişinin sol tarafında kalan bu bölgeyi bitirdikten sonra, diğer tarafında ki müzeyi gezip, Çanakkale savaşına dair bilgiler edinip, Atatürk’ün yaşamı, kıyafetleri, ödülleri, kısacası her şeyi hakkında detaylı bilgiler elde edebilirsiniz. Sizden ricam Anıtkabir’i üstün körü değil, her şeye tek tek bakarak inceleyerek ve en önemlisi gözlerinizi kapatıp o zamanın durumlarını hayal edip göz önünde bulundurarak, sindire sindire, mantık kura kura, anlaya anlaya, kavraya kavraya gezmenizdir. Nerede duydum hatırlamıyorum ama bu ülke de hala İstanbul’da deniz olduğunu bilmeyen, İstanbul’u başkent zanneden insanlar var.

Zaten ülkeyi bize bahşeden adam yine ne demiş dönüp tarihe bakalım. Kurtuluş savaşının en yoğun içte yaşandığı zaman dilimlerinden bir tanesi. 100 yıldır sadece savunma yapan Tük ordusu belki de ilk kez taarruz hazırlığı peşinde. Stresi düşünebiliyor musunuz? Artık son. En son vergiler toplanmış, yoksulluğun dip sınırında ki halk ayağında ki çarığa kadar neyi var neyi yok son bir umut ordusuna vermiş ve Hamdullah bey;”Mazhar müfit bey’in başkanı olduğu öğretmenler derneği genel kurulu bir kaç gün sonra Ankara’da toplanacak. Fakat Fevzi paşayı dinleyince tereddüte düştüm savaşın yoğun olduğu bir sıra da böyle bir toplantı belki de doğru olmayacak uygun görürseniz erteleyelim”. Mustafa Kemal ” Hayır Hamdullah bey Cehalet ile savaş düşman ile savaştan daha fazla önemli değil ki toplantıya katılacağım ve konuşacağım.” M.Kemal Atatürk…

Ben okudum, araştırdım ve düşündüm. 26 Ağustos sabah 5.00 da harekete geçen Türk ordusu, 2 Eylül Uşağa, tam 1 hafta sonra 9 Eylül 1922′ de İzmir’e ayak basıyor. Mesafeye dön şöyle bir bak dostum. Bu adamlar nasıl bu kadar yürümüş, koşmuş ne yemiş ne içmiş nasıl dayanmış? Onun için önce buradan da başlayabilirsiniz. Gezin, daha çok gezin, araştırın bir yere gittiğiniz de ayaklarınıza kara sular inene kadar yürüyün. Keşif edin, merak edin daha çok sorun, daha çok sorgulayın. Gezmek, o yerin kültürünü, coğrafyasını, doğasını, insanlarını görmek, öğrenmek, yaşamak ve hissetmektir. Umutlarım daha çok keşif eden bir toplum olma yönünde…Olayı bilime bağlamazsam uyuyamam.

Kozmoz ustası ünlü bilim adamı Carl Sagan hakkında James Randi’nin söyledikleri..

“Carl, herkesin bilimsel bir eğitim görmesi ihtiyacının farkındaydı. Herkesin bilim adamı olması istediğinden değil, ama en azından belli bir dereceye kadar gerçek dünyanın nasıl işlediğini bilmesi gerektiğini hissettiğinde. Ona daha fazla katilamazdim.”

Benim, bizim ki hakkında bir şey söylemek haddim değil.Söylediklerini tırnak içinde sunsam yeter.

“Gözlerimizi kapayıp, yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız: bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan olacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur. ”

1922

M.Kemal ATATÜRK

Kurtuluşunun 94. yılı kutlu olsun İzmir’im #9Eylül
Teşekkürler

” EvreselAdam  Yiğit Kurt”

Comments

comments

Previous '' Dört teker bedeni taşır, iki teker ise ruhu '' Motosiklet İle Seyahat Etmek
Next InterRail Nedir Ne Değildir ? Sık Sorulanlar

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply

You might also like

Seyahat Anıları 0 Comments

Ganj Nehrinin Kıyısında Dans Eden Rakkase ve Karşı Yakasında Ölü Yakanlar Aynı Karede

Modernizmi kenara bırakıp, lazım olduğu zamanlarda alıp kullanmak gerekir diye düşünüyorum. Dünya güzel derken içini sıradan kavramlarla doldurup gerçek güzelliği es geçiyoruz…İlkel şartlada öleceğiz ve bağrına gömüleceğimiz toprak hep ilkeldi…Modern

Seyahat Anıları 0 Comments

InterRail İle En Ucuz Berlin Tavsiyeleri

Aklım Berlin’de kaldı, çok net söyleyebilirim ki sokaklarında rahatça dolaşmayı, müzelerini gezmeyi, birbirinden farklı lezzetlerini deneyimlemeyi ve sürekli yanı başınızda olan o tarihi dokuyu unutmak, tüm bunlara doymak hiç de kolay değil.

Seyahat Anıları 0 Comments

Pasaportum Bile Yokken Kendini Roma’da Bulmak

Karar verdiğimizde elimizde pasaportumuz bile yoktu bi anda oldu her sey. Yeri geldi icecegimiz sudan bile kıstık biriktirdik bi sekilde parayi. Biriktirdik biriktirmesine de alıydı puluydu derken daha ülkeden çıkmadan