” Dört teker bedeni taşır, iki teker ise ruhu ” Motosiklet İle Seyahat Etmek

” Dört teker bedeni taşır, iki teker ise ruhu ” Motosiklet İle Seyahat Etmek

Çünkü plansızlık, benim en büyük planımdı.” Başlangıca en yakışan cümle bu oldu.

14256747_10154616410484015_1744707707_n

Yeni türemiş bir şey olsa gerek, “Yolum geldi.” fakat benim çok hoşuma gider. Temmuz’un 26’sı idi tarihlerden. İşte, benim de yolum geldi. Bir şekilde bir keşfe çıkmalıyım bu tatil bitmeden. Yeni insanlar tanıyıp, yeni yerler görmeliyim. Biraz bahsedeyim bu durumdan. Küçük bir scooterim var. 176 cc, 15 beygir, şahsına münhasır bir motosiklet. Bazıları motosiklet demez ona, “sukuter” der, hor görür. Duymamazlıktan geliyorum çoğu zaman. On bir sene boyunca kırk iki bin kilometre bisiklet kullandığım için, hızla da pek işim olmaz, bir de hayaller konusu var tabi, bir insan, “İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.” demiş. Ama ters de tepebilir, gerçekleştiremedikleriniz, yaptıklarınızın önüne geçerse çok büyük mutsuzluklara yol açar, o yüzden biz bunu genel beklentilerimizle aşacağız. Hiçbir şeyden beklentilerimiz olmayacak. Olduğu gibi kabul edeceğiz etrafımızdaki her şeyi. O zaman işte çok güzel bu hayatı yaşamak, hayaller de daha anlamlı. Yolculuklar da, tabii ki!

14330898_10154616410634015_624807609_n

İki teker, sigara gibidir. Alışkanlık yaptığı anda bittiniz. Söküp atamazsınız hayatınızdan. Nikotin krizinden elleri titrer ya sigara “içemeyenlerin”. Ona benzer. Ya asılacaksınız pedallara ya da vereceksiniz gazı, ama o rüzgarı hissettiğinizde, sigara içen birinin bir “fırt” alışı kadar rahatlıyorsunuz. Bu arada, ben neden “şahsına münhasır” dedim? Çünkü belirgin bir farkı var bence. Her türlü yolda nazımı çekebiliyor, arada kafasına göre cıvata atıyor, canı isteyince yağ yakıyor, canı isteyince “hüp” diye içiveriyor suyunu. Kafasına göre şanzımanı dağıtıyor. Ama bunları normal bir scootera göre olur olmadık yerlerde yapıyor. Selenin altında motor yağı, antifriz sıvısı, belli başlı alet takımları var fakat bazen tereddüte düşüyordum uzun yolculuk konusunda. ( çok şükür ki elim alet tutuyor da kendim halledebiliyorum çoğu işini)

Uzun Yola Çıkmaya Nasıl Karar Verdim ?

Bu kadar uzun bir yolculuğu çok istediğimi nerede fark ettim biliyor musunuz? MotoRail grubunun Kıyıköy kampı etkinliğinde. Gittiğimiz yol şartları çok kötü idi, motorum elverişli değildi falan derken oradaki insanlardan biraz fikir almaya karar verdim.  O kampa giderken yaptığım 80 kilometrelik yolculuktan döndükten 1 ay sonra, 8800 kilometre ile döndüm evime. O kamptan öncesine kadar ben kime açsam bu fikri, bana “Sen bunu yapamazsın, daha basit işlerle uğraş.” diyerek destek çıkmadılar. Öyle bir kampa gelmişim ki, fikrimi paylaştığım insanlar bana köstek olmak yerine alternatif çözümler sunuyorlardı. Mesela Kubilay abi, dedim benim pek deneyimim yok ama ben Kaçkarlarda zirve yapacağım, “Yaparsın ya, ne olacak ki?” tepkisinden güç almıştım. Bir de Fatih Başgan’ın (çok kızacak ama, kızsın ya takılıyoruz şurda) gezen scooter yatan 1200GS’ten üstündür demesi çok hoşuma gitmişti.

14287575_10154616410829015_1829994031_n

Birçok insana saçma gelebilecek üç beş amaç ile çıktım yola. Çoğu kaynağa göre büyük geziler yapmış ilk motosikletli Türk gezgin, Osman Gürsoy ile tanışmak. Bunu başarmak biraz zor oldu, sokaktan insan çevirip motosikletli gezgin Osman amcayı arıyorum dediğimde insanların “O da kim yeaaa” demelerine mi üzülürsün? “Boşver evladım ne yapacaksun” demelerine mi üzülürsün? Ordu’dan da ayrılmak istemiyorum Osman amcayı ziyaret etmeden. Sonra akşam oldu. Ben iki insanla tanıştım. Osman amcanın numarasını verdiler bana, ama nasıl sevinçliyim ben, anlatamam. Sabah oldu, ben sabah dokuz buçukta, aldım elime telefonu. “Alo, Osman Gürsoy ile mi görüşüyorum, ben Oğuz Dilmaç. 5200 kilometredir yoldayım, eğer müsaitseniz gelip sizinle sohbet etmek istiyorum.”dan sonra olumlu cevap alınca düştüm yollara.

osman-gursoy-motorail

Selamlaştık, oturduk sohbet etmek için. Eşi Cevriye teyze, o arada domates rendeliyordu, kışlık yapacaklarmış. “Evladım, taaaaa o kadar yoldan merak ettiğin için geldin, değil mi? İlgini çekmese burada olmazdın.” dediğinde, dedim ki ben doğru yerdeyim. Çünkü kendisinden ilham alacağım bir insanla karşı karşıya oturuyorum. 81 yaşında kocaman bir çınar. 180 bin kilometre, 8 ton benzin, 370 kilo yağ, 150 cc 6 beygir bir scooter. Kısaca benim için tam anlamıyla bir şaheser. Bir buçuk saat ses kaydı çektim. Yazıları yayınlanan dergilerini inceledim, atölyesine binip o meşhur Vespa’ya hayranlıkla baktım. Üstüne oturdum, o yolculuğu kendim yaşıyormuş gibi hissettim.

osman-gursoy-iletisim-motorail

Ve anladım ki

ben de böyle zor işlerin adamıyım. Çünkü Osman amca bu gezileri sadece yıllık izinlerinde yapıyormuş. Hayatını terk etmeden. Günümüzde insanlar sadece gezmek için hayatlarını terk ediyorlar, fakat hayatlarını terk etmeden yapabilen insanlar, daha bir takdir edilesidir bana göre. Senelerce memur olarak çalışmış Osman amca, sadece yaz tatillerinde yollara düşüyor, mümkün olduğunca çok insanla tanışıp, çok fazla mektuplaşıyormuş, tabii iletişim kesilmiş bir süre sonra. Çok fazla kaset ile anılarını saklıyor, bunları insanlarla paylaşıyor. Örnek oluyor. Büyüyünce ben de onun gibi olacağım ya!

Bir yerde, İstanbul, binlerce kilometre uzakta yazan bir tabela bulmak. Bunun amacını gerçekten bilmiyorum ama Artvin’de bulabildim. Bulduğumda da çok mutlu olmuştum. -Dağların eteklerinde hunharca kaybolmak, medeniyetten olabildiğince kaçmak. -Ve en önemlisi, kendimi bulmak. Çünkü bir insan kendini yolda tanır. Uzun yolculuklarda, neye katlanıp katlanamayacağını görürsün, hayallerini ne kadar çok istediğini görürsün. İnsanların yargılarından kolayca sıyrılır, kendin olursun. Toplumun yarattığı sahte yüzler mevzusuna girersek bu işin içinden çıkamayız, anladınız siz. Yukarıda bir hayal mevzusundan bahsetmiştim ya, hayallerimi gerçekleştirmekten çok, güzel insanlar tanımak, anılar toplamak, kendi kalbimin rengini insanlara bulaştırmak için çıktım yola. Böyle karışık bir dönemde, biraz iyiliğe ihtiyacımız var. O kadar kırdırmışlar ki bizi…

Plan yoktu, plansızlık vardı. Gittiğim her yerde, o anı sindirerek yaşamak vardı. Vazgeçmeyiş vardı, işler yolunda gitmese bile bir şekilde kalkıp ayağa devam etmek vardı. Her şey spontane idi. Dışarıda hunharca sağanak yağmur yağar iken, üstelik bu yağmur tüm eşyalarımı (uyku tulumun da dahil olmak üzere) ıslatıyorsa ve buna rağmen kalacak yer konusunu dert etmiyorsam, 3400 metre irtifada -21 derecede, 40 derece ateşle uyuyup üstüne iki kez istifra ederken bile mutlu olabiliyorsam, aniden motorum stop ettiğinde bile durup alet edevata sarılıp sorunu çözmeye odaklanıyorsam benim için hiçbir sorun yoktu. Spontane olmayı çok severim bu yüzden. Yeni bir sabaha uyandığımda karar veririm o tekerin nereye döneceğini. Önceki günden canımı sıkmam, ne olacaksa olsun.

Bir arkadaşımla oturup bu gezinin üzerine sohbet ederken, “Yaşadığın anları ezberlemişsin.” dedi. Bu neyden geliyor, biliyor musunuz? Kaç kere gerçekten toplum maskelerinden sıyrılıp kendiniz gibi davranabildiğinizi hissettiniz? Kaç kere gerçekten mutlu olabildiniz? Kaç kere gerçekten bazı durumları akışına bıraktınız? Kaç kere gerçekten bazı şeyleri çok fazla istediniz? Kaç kere insanlara kalbinizin rengini bulaştırmayı denediniz? Kaç kere kendinize “O benim ilham perim gibi.” diyebileceğiniz insanlarla tanıştınız? Bu 30 günlük yolculukta bu saydığım şeyleri yaşayabildiğim için aklıma kazındı bu anlar. Rutin hayatımdan daha farklı şeylerdi, beni, benimle yakınlaştıran şeylerdi. Yolda kaybolun, fakat kaybolduğunuz yolda kendinizi bulun. Çünkü kendiniz olabildiğiniz her anda çok güzelsiniz.

sevgili-kackar-dagi-oguz-dilmac

Bu güzelliğin farkına varan insanları da sarıp sarmalayın. Onlar bir taneler ya! Bazen bir motor yolculuğunda durduğun bir yerde bulur seni, bazen anılarda, bazen yazdığın bir cümlede. Ama önemli olan nedir? “Bulmak.” O yüzden, arayın, bulun. Dört teker bedeni taşır, iki teker ise “ruhu”. Korkmayın, limitlerinizi bildiğiniz sürece motosiklet sizi en özgür kılabilecek araçlardan bir tanesidir. Kullanın, kullandırın. Ruhunuzu rüzgarla, iyiliklerle besleyin. Ruhunuzu besleyecek şeyleri yapın ki mutlu olun. Mutlu olun ki, mutlu edin.

Sevgiyle kalın. Yol açık, Yola Çık

Teşekkürler Oğuz Dilmaç

MotoRail

Comments

comments

Previous Oğluyla Otostop Yaparak 53 Yaşında  Dünyayı Gezen Babanın Sözleri
Next Gezmeye Ankara' dan Başlayıp Dünyaya Açılmak

1 Comment

  1. Squirem
    Eylül 15, 12:08
    Ya ne güzel yazmışsın

Leave a Reply

You might also like

Raydan Çıkanlar 0 Comments

Interrail’ de Eyfel Manzaralı Mağara’da Uyumak

Paris’te, Eiffel Kulesi’nin Arkasında Bir Gizli Mağarada Uyumak Güzel Olmaz Mıydı ? Interrail yaparken dışarda yatmakta en zorlandığımız şehirlerin başında gelir Paris. Siyahi dostlarımızin korkutucu bakışları, cirit atan fareler ve

Raydan Çıkanlar 0 Comments

Bir İmpala 67 Uçsuz Bucaksız Uzayan Yol Route 66

Monument Valley, amerikanın uçsuz bucaksız manzaralarına sahip muhteşem vadisi. John Ford filmlerinin vazgeçilmezi Utah’ daki vadi kızıllığıyla meşhur. Sizi Route 66 hayaliyle ve Impala 67 ruhuyla fotoğraflara bırakıyoruz. İlgili Comments

Raydan Çıkanlar 0 Comments