Suçsuz Yere Tutuklandılar Turuncu Kıyafet Giydirip Hapse Attılar

Suçsuz Yere Tutuklandılar Turuncu Kıyafet Giydirip Hapse Attılar

Malezya’nın Penang Adasında nasıl ve neden 8 gün hapis yattık ? Bu Ülkeye kimsenin gelmemesi için bu yazıyı lütfen okuyun.

Öncelikle söylemeliyim ki seyahat etmek her zaman güzelliklerle karşılaşıp eğlenmek değildir.Bunu herkes biliyor. Hayatımızın en uzun 8 gününü yaşadık. Bu süreçte düşünmek ve hayatımızla ilgili yapıcı kararlar almak için oldukça çok zamanımız oldu. Ve şu saatten sonra az parayle gezme olayını bizim gibi yarınını düşünmeden eğlenme kafasını tamamen bitirdiğimi net bir şekilde söyleyebilriim.

Rotanızda Malezya ülkesi varsa her gün birtakım sorunlu insanla karşılaşacağınızı söylemek mümkün.Benim tavsiyem kesinlikle gelmemeniz.İşiniz varsa da çok dikkatli bir şekilde ilerlemenizi söyleyebilirim.

Herşey Malezyanın başkenti Kuala Lumpur’dan ve yaşadığımız ufak tefek gündelik problemlerden kurtulup iki çift güleryüz götüp rahat gezmek içim Tayland’a doğru otostopla yola çıkmamızla başladı.

Şehrin çıkışına doğru bir otobanda uzun bir süre bekledikten sonra bir filistinli adamın bizi alması ile yola çıktık. Hedefimiz sınıra yakın olan Ipoh şehrinde istasyon yaparak öbür gün sınırı geçmekti.

Herşey gayet güzel ilerledi. Ipoh şehrine ulaştık ve indik. Burada biraz zaman geçirdikten sonra akşam10 sularında bir hostel bulup bookingen rezervasyon yaptık ve birşeyler içip hostele geçecektik.

Bizi oraya getien Tahir isimli Filistinli adam facebook messenger üzerinden Muratı arayarak ‘ben penang adasına geçeceğim sterseniz götürebilirim ‘ demesiyle planlarımız değişti ve devam etmeye karar vererek rezervasyonumuzu iptal ettik.

2 saat sonra bizi tekrar alan Tahir ile yola devam ederek uykusuz ve yorgun şekilde yarı uykulu yola devam ettik.

Gözümü açtığımda uzun bir köprünün üzerindeydik. Penang adasına anakaradan bağlanan iki köprüden birisi üzerindeydik. Geldiğimii farkedip ayılmaya çalıştık.

Tahire burada nerede güvenli kalabileceğimizi sorduk. O da bize üniversitede bir arkadaşı olduğunu ona ulaşırsa bir yer ayarlayabileceğini söyledi.

Fakat 2-3 kez denemesine rağmen arkadaşına ulaşamadıktan sonra yine de sizi götüreyim içeride heryer güvenli dedi. Biz de hamak yada tulumlarımızda ormanlık bir bölümde uyuruz düşüncesiyle okey dedik.

Üniversitenin kapısına geldiğimizde Tahir güvenlik görevlisine Kuala Lumpurda uluslararası Hukuk Öğrencisi olduğunu söyleyerek hiçbir kontrol olmadan bizi doğrudan içeriye soktu. Fakat güvenlik görevlisi kafasını eğip bize bakmadı bile. Biz kendimizi bir anda USM teknik üniversitesinin kampüsünde bulduk.

Tahir bizi küçük bir çarşı gibi bir alanda indirip burası güvenli buralarda geceyi geçirip sabah kalktığımızda toparlanıp çıkabileceğimizi söyledi ve gitti. Onun sanırım misafirhanede odası varmış.

Buraya kadar herşey bir gezgin için gayet iyi görünüyor.

İlk önce bir çardak bulduk ve uyumaya hazırlanırken Murat içi boş kapısı açık bir dükkan bulduğunu söyledi ve buraya geçmeye karar verdik çünkü heryer kertenkele ve böcek doluydu.

Sabah uyandığımızda kapıdan bize 3-4 kişinin baktığını farkettim.Uyandığımızı görenlerden birisi içeri girip ‘merhaba burada yatamazsınız’dedi. Bende hemen tamam biz sadece gezginiz yorucu ve uzun bir yoldan geldik. Hemen toplanıp çıkıyoruz dedim.

Fakat ardından okulun güvenliği de oraya geldi ve ofise gitmemiz geketiğini söyledi.

Tamam dedik tabiiki gidelim.Sonuç olarak bişi yapmadık derdimizi anlatınca anlaşışla karşılarlar biz de bir hostel bulup oraya geçeriz diye düşündük. Gece 2 civarıdna vardığımız için ve internetimiz olmadığı için hostel bakmadık zaten.

Güvenlik ofisinde pasaportlarımızı alarak bizi soru yağmuruna tuttular ve uzun bir süre bekledikten sonra anladılar.

En son dün akşamüstü tahirin bize ısmarladığı tavuğu yediğimiz için aşırı aç ve yorgun olduğumuz için çok kötüydük. Bize sıcak çikolatalı süt ve kruvasan alıp getirdiler. Çok iyi davrandılar.

Fakat güvenlik şefleri bir de polise prosedür gereği için ifade vermemiz gerektiğini söyledi.

Bu ‘prosedür’ kelimesine dikkat edin. Başımıza büyük işler açacak…

İki motosikletli polis gelerek hikayeyi baştan sonra bize yine anlattırdılar. Yine tavırları çok iyiydi. Pasaportlarımızı uzunca kontrol ettikten sonra bir de karakola gidip prosedür gereği işlemleri tamamlayıp bizi bırakcakalrını söylediler.

Sonradan gelen polis arabasıyla bizi karakola götürdüler.

Karakolun Hemen girişindeki üçlü koltukta 1 saat oturduktan sonra klimadan doalyı çok üşüdük ve arka bahçelerine çıkıp polislerle muhabbet ettik. Gerçekten arkadaş canlısı polislerdi ve her konuda muhabbet ettik. Türkiye ve Malezyadaki birçok şeyin fiyatını karşılaştırdık onlarla.

Simge hastalanmaya başladı burnu akıyordu .yaklaşık toplamda 4 saat bekledikten sonra tekrardan acıktık. Adam akıllı hiçbirşey yememiştik. Bir polis kendi cebinden birine pra vererek bize bir sürü aynı kruvasanalrdan aldırdı. Meyvesuyu falan da geldi.

Son bir yere geçip oradan sonra bizi bırakcaklarını söylediler. Prosedür Gereği..

Fakat kapıdan çıkarken bir anda bir memur Benim Sağ muratın sol Bileğine kelepçe takarak bizi birbirimze kelepçeledi. Bu nedir dedim Prosedür gereği dedi. O an simge arabaya geçerken ‘Aşkım Gördün mğ ?’ Diye seslendim. Yüzüm bembeyaz kireç kesilmiş.Simge beni ilk kez öyle gördüğünü söyledi.

Arabaya bindik ortada ben sağımda kelepçeli olduğum murat solumda sevgilim elimi sımsıkı tutuyor bu işte bi terslik var diye tedirgin olmaya başladım.

Araca binerken ‘gittiğiniz yerde agresif davranmayın’ dediler.

Olanlara anlam verememeye başladık haliyle. Biz sadece 5 saat falan uyuduk.Bileğimde kelepçenin ne işi var diye sorguluyorum !

Başak bir karakola geldik. Bizi en arakda camı olmayan bir odaya aldılar. Yaptığımız bir suç bunalrda bizi pataklayacaklar diye düşünmyeye başladım. Yan odada ranzalar var ve üstünde yatıp bağıra çağıra konuşan polisler vardı. Bizimle ilgili konuşup dalga geçtikleri çok belliydi. Simge karşımızda bileğimizdeki kelepçeye kitlenmiş şekilde duruyordu.

Nasılsa bırakıcaklar diye rahattık fakat bizi dövecekelerse eğer simgeye dokunmaları durumunda nasıl davranmam gerekitğini bilmiyordum. Sonuçta bir karakolun içinde kapalı bir odadayız ve sesimizi duyabilecek kimse yok.

Aniq adında bir memur girdi ve kendinden çok emin bir şekilde yanlış yere girdiniz burada bu illegaldir ve 14 gün hapis cezası vardır dedi. Murat adamı ikna etmeye çalışırken simge sinir krizi geçirerek ağlamaya başladı biz onunla ilgilenirken Aniq bize bunu birdaha yapmamamız için bir uyarı olduğunu söyledi tam o anda simgeyi telkin ettik ve su içirerek sakinleştirdik.

Hiç bilmediğimiz bir ülkede durduk yere 14 gün hapisten falan bahsedilmeye başlandı bir anda.
Ama uyarı olduğunu suyunca rahatladık derin birr nefes aldık. Tamam herşey geçti dedik. Bizi odadan çıkardılar ve dışarı çıktık. Kelepçemizi uzattim ve açmıcak mısınız dedim. Adam bize belirsiz anlamını bilmediğimiz cevaplar verdi.

Bizi bir arabaya doğru götürdüler. Pasaportlarımız Aniq te backpacklerimiz ise diğer arabadaydı.

Daha yeni bir araca binip bir yere daha doğru gitmeye başladık.

Bize tutarsız cevaplar veren adam önde oturuyordu. Aniq karakolda kaldı. Nereye gittiğimizi söylediğimizde ‘G’ cevabını verdi. Bu harf gerçekten bir sorun olduğunu gösteren bir işaret gibiydi.

İlk önce ‘a few days ‘ gibi bir kelime duydum anlamadıımızı söyleyerek ‘tonight LOKAP’ dedi.

Kısaca bir gece nezarette geçriecektik.

Ülkemizdeki gibi küçk bir suç işleyip karşılıında bir gece nezarette kalsınlar akılları başlarına gelir gibi birşey olduğunu düşdündüm.

Peki dedik.

Simgeyle yine sımsıkı elelleyiz muratla da hala kelepçeli. Tabi 1 gece kalacağımız için durumu kabullenip çok korkmadık. Hatta arabada gizlice selfie bile çektik kelepçeyle.

Geldiğimiz Yer Hapishaneydi arkadaşalr. Bir gece geçirmek için karakolun bir odası değildi yani.

İçeri girer girmez solda iki tane yanyana demri parmaklıklı yerlere aldılar. Simge yanda biz muratla diğer taraftaydık .Birbirimizi göremiyorduk ma konuşabiliyorduk. İyi dedi men azıdnan simgeyi duyabiliyorum.

Bir gece idare edeceğiz yerde falan.

Tuvaleti kullanamam gerektiğini söyledim. Demir kapıyı açarak muratla tuvalete doğru gittim.. Tuvaletten çıkınca, polis elinde turuncu kıyafetleri bana doğru uzattığını gördüm. . Beni çırılçıplak soydular . Tam bu anda Murat tuvaletten çıkarken beni gördü ve dondu kaldı. Ben turuncu mahkum kıyafetini giyerken muratı da soydular.
Muratla bir anda kendimizi yanyana tupturuncu kıyafetlerin içinde bulduk. 
Çantalarımızı ve özel eşyalarımızı kilitli dolaba koyarak üzerine adımızı yazdılar.Ve bizi ilk girdiğimiz nezarete geri götürmeden bambaşka demir kapıların açıldığı uzun koridorlu bir alana soktular. 
Simgeyi ne gördüm ne de seslenebildim..

Ve Hapsihanedeyiz..

Yaklaşık 30-40 tane sadece demirparmaklıklarla çevrili odadan oluşan birsürü milletten insanın yerlerde yattığı bir yerdeyiz. Ne bir açıklama ne bir hakkımız var.

Üniversitede uyduğumuz için hapisteyiz dostlar.

Tek umuzdumuz arabada bize yarım yamalak lafalr eden adamın bize yarın sabah çıkacağımızı söylemesi.

Aşırı sıcak ve sağdan soldan bize lafa atan birsürü insanın olduğu bir ortam.

İçimden sadece bu da geçecek diyorum.

Sabaha karşı karşı odadaki siyahi çovukalr namaz kılamay başladı .En önlerindeki de sesli bir şekilde namaz kıldırıyordu. O ambiyansı bir ben bir murat bilir..

Sabah 6 da tosto ekmeği ve kraker geldi poşetlerde. Kendimi korkmuş ve kaygılı hissettiğim için yiyemedim. Sadece saat 9 u bekliyordum.

Bundan sonra okuyacaklarınız hayatımızın en büyük tokatıdır arkadaşlar.

9 da kimse gelmedi. 10 da da gelmedi. 11,12…

Kimse bizi almadı. 12 deki vardiya değişimindeki polise ne zaman çıkacağımızı sorduk.

Elindeki kağıda bakarak 
31 ocak dedi!

Bu yazıyı planladığım kadar uzun tutamayacağım. Şu an her yaşadığımız ana geri gitmek
Benim için kolay değil.

Aklımda iki şey var. Ailem ve Simge.

14 gün boyunca benden haber alamadıkları bir duruma hiç düşmedim. Tüm u saçmalıklar yaşanırken simgem kadınlar koğuşunda tekbaşına neler yaşıyor. Hadi biz yine muratla kendimizi telkin ederiz ama o neler yaşayacak kim bilir.

O duvarların arasında girdikten sonra sesinizi kimse duyamazmış. İnsan hayatının değersizliğini şahıs olarak bu kadar yüksekte yaşamak çok ama çok kötüydü. Sorgular kafamda başladı ve dünya böyle bir yermiş ve biz hep şanslı kısmındaymışız aslında bu güne kadar.

Kendimizi bugüne kadar ne kadar önemli sanmışız meğerse.

Saat kaç diye sormak için bile sorduğunda cevap alamayabiliyorsun. Böyle de gerçek bir yermiş.

Günler nasıl geçecek diye dertlenmedim. Bizim ne yapıp edip ailelerimize haber vermemiz lazım. Murata direk en kötü bestoya ulaşmamız lazım sonrası hızlıca ilerler simgenin kuzeni ve benim annem grupta aktif. Mehmet zaten hep orda. Herkes hızlıca öğrenir. Konsolosluğu ararlar hemen diye düşündük. E ama bizim tutuklandığımızı nereden bilecekler. Acaba sıradan bir nezarethane gibi kayıtsız falan bir yer mi yoksa baya sicilimize kadar işleyecek bir yerdemiyiz onu da bilmiyoruz. Arkadaşlar nerede olduğumuzu bile bilmiyoruz.

Kafamın içinde sorgular sualler bitmezken ilk gün bitti. Sürekli aklım simgede ve her gelen polise onu soruyorum. Ağlıyor mu iyi mi diyorum. Hepsi iyi diyor. Başka da bişi demiyorlar. Yüzümüze bakmadan geçiyorlar.

2. Günün akşamı kapımızın kilidi açıldı ve içime hemen bir sevinç geldi. Bize hiçbişi söylemeden bizi kapının ordaki kilitli odaya aldılar. Hani şu ilk girdiğimiz simgeyle yanyana olan. Daha sonra göz ucuzyla kapıya bakarken simgeyi de çıkardılar. Aşkım iyi misinn! Diye bağırdım. ‘aşkım burdan çıkamıyoruz 14 gün diyorlar ‘dedi Biliyorum aşkım dedim onu başka bir odaya aldılar hemen.

Muratla ne olduğunu anlamaya çlışıyorken bizi de o o dadan çıkarı içeri doğru yürüttüler.

Sorgu odasındaydık . Üçümüzde ayrı odalarda kişi başı 4 er kişilik sorgu ekibiyle karşılaştık.

İngilizcem yeni yeni gelişmekteyken hayatıma dair çok önemli şeylerin değişebileceğini anladığım bu odada bu ingilizce ne kadar sağlıklı olacaktı. Bize neden bir çevirmen ,avukat ya da telefon hakkı vermiyorlardı ?

Bu kısım malezya ülkesinin ne kadar saçma ve anlamsız bir ülke olduğunu ve seçimimizin ne kdar yanlış olduğunu anladığımız bölümdür.

Sorguya başladılar.

Sorguda olaylarla ilgili net bilgi almaya çalışacaklarını düşünürken bambaşka şeyler sormaya başladılar.

Tabiiki her polis gibi onlarında ilk sorusu are u muslim? Oldu.

Evet dedim. Şehadet getir dedi!!

İçimden bunun bir şaka olmadığını ve adamalrın kesinlikle suyuna gitmem gerektiğini anladım. Hristiyan ya da budist olsaydım neler olacaktı kim bilir.

Şehadet getirdim. Tamam dediler. Beni baştan aşşağı süzdüler. Sünnetli misin dediler. Tabiiki dedim. Göster dedi sağdaki. Ciddi misiniz dedim. Tabiiki dedi. Gösterdim .

Neden dövmelerim olduğunu sordu. Yalan söyledim. Gençlik hatalarım dedim. Başka bir seçeneğim de yoktu bu zihniyetlere. Aksesuarlarım ve onları seviyorum kendimi iyi hissediyorum mu deseydim.

Sorguda söylediğim tek yalan bu değildi tabiiki. What about erdoğan ? Sorusuna da yalan söyledim.

Bunları geçiyorum. Sonra olayı sormaya başladılar sürekli flaşbek yaparak doğru söyleyip söylemediğimi kontrol ederek devam ettik. Sorgunun sistemi böyle olurmuş zaten.

Olayı ve oraya nasıl neden geldiğimizi türkiyeden çıktığımız andan itibaren anlattım. Yaklaşık 40 dakika süren sorguda sona doğru tekrar dini sorular sormaya başladılar. Madem müslümansın neden israile gitmedin dedi. Henüz param yok dedim.

Birkaç terör örgütüyle ilgili neler düşündüğümü sordular tabiiki sevmiyoruz ülke huzurumuzu elimizden aldıklarını söyledim sadece.

Fakat bu soruların amacı neydi. Biz sadece 5 saat uyuduk diye bunları neden yaşıyorduk.

Sorgudan çıktık bizi yine kapıdaki kafese aldılar. Simge de çıktı. Çıktığında muratta koridordaydı. Yanyana geldiklerinde özlemden sarıldılar . Polis ikisine de ağır şekilde bağırdı. Simgeye kızmaya deva mettiler . Uzaktan takip edebiliyorum sadece. Muratla simge sorguda neler söyledi bilmiyorum ama olay konusunda herşeyi aynı şekilde nalatmışız haliyle. Amin adında bir polis çocuklar biz sizi sevdik. Serbest kaldığınızda birşeyler içmek isteriz dediler. Herkese bu kabusun bir an önce bitmesi için aşırı sıcakkanlı davranmaya çalışıyordum.

Simgeyi bizden önce içeri aldılar. Kapıdan girerken gülerek seni seviyorum aşkım diye bağırdı. Bu hem onun hem de benim için eminim çok büyük moral oldu. Çünkü ben simgenin çok daha kötü bir halde olduğunu düşünüyordum. Ama üstümüzde o turuncu kıyafetlerle ne yapsak da bir yere kadar moralize olabiliyorduk.

Sonra bizi de aldılar ve içerideki kafesimize geri döndük.

Bizim kafesimiz 3 metreye 7 metreydi. İçinde 1.50m lik bir duvar daha var ve arasında alaturka tuvalet vardı. Duvarda 3 tane tış var birisi sifon birisi teharet musluğu diğeri ise göğüs hizasında duran delikten çıkan duş deliğiydi.

İçeride ne pike ne yastık ne havlu ne tuvalet kağıdı vardı. SAdece ellerimiz ve su vardı. 6-12-6 saatlerinde 3 öğün yemek geliyordu. Kahvaltıda tost ekmeği kraker ve poşette soğuk çay. Öğlen ve akşam yemeğindeyse pirinç lapası bazen balık kafası ya da 1 tavuk kanat ve yanında da 1 küçük dilim portakalla poşette hoşaf gibi birşey geliyordu.

Onları yemek zorunda olduğumu biliyordum fakat iştahsızlık ,kaygı,korku,bekleyiş,umut.. hepsi bir aradayken yemekler umrumda değildi.

Zaman geçsin diye spor yapmaya başladım. Hem kendimi yorarsam uykuya daha hızlı dalarım diye. Her gelen polise ne zaman çıkacağımızı ve simgeyi soruyorduk. Bize hep 14 gün cevabını veriyorlar ve ardından ailelerimizi aramamız gerekiyor diyorduk. Onlarda ‘if your officer come yo can call’ diyorlardı. Officer kimdi ne zaman gelecekti gelince çıkacak mıydık .

O 7 metrelik odayı kaç kez yürüdüm neler düşündüm. Aklımdam çıkmayan ailemizin endişesi ve simgenin yaşayabilecekleri beni zaman geçtikçe kaygılandırıyordu.

Her saat yeni bir karar alıyordum. Bugüne kadar başka konularla alakalı işlediğim hataları düşünüp pişmanlık duyuyordum. Buraya girmek için bir bahanemi oldu acaba diye düşündüm. Türkiye de olsa polis bile gelmez olay yerine diyorum sürekli. Biz sadece uyuduk lan !

3. Gün 4. Gun 5. Gun…

Her anına geri dönebildiğim tek deneyimim olsa gerek.

Başlarım dedim parasız dünya turuna. Vazgeçiyorum. Bunları yaşamak için uygun bir karakterim yok. Güzel bir ailem var. Güzel bir ailesi olan sevgilim var. İleride benim de hzuurlu bir ailem olacak planları yapıyorum. Bu başıma gelenler de neyin nesi.

Turist olarak gezme kararı aldım. Dönünce işime gücüme biraz daha düzenli bir hayata sarılmaya karar verdim. Bunları ailelerimiz hep isterdi ama bu tokadı onlardan yiyemezdik zaten. Bunu yaşamamız şartmış.

6. Gün muratla artık herşeyi kabullenip kendimizi telkin ettik. Tamam dedik aileler de biz de dostlar da perişan olacak ama sonunda herkes sevinecek. Kimsenin sağlığına birşey olmasın yeter dedik.

Bugünün akşamı officer geldi. Bizi tutuklayan mr aniq

Bize sarı kağıtlar imzalattı. Yüzü gülüyor bize iyi davranıyordu. Bana iki gün daha veri dedi. Yarın da ziyaretçileriniz var dedi.

Nasıl yani. Neler oldu şimdi hiçbişi anlamadık. Bu kağıtlar ne ziyaretçi kim. Senin gibi sakallı bir çocuk dedi murata.

Muratla birbirimize ‘vay be ulan yaptılar. Buldular bizi dedik!’

Bundan çok emindik.

7. Gün sabah uyurken kapımız açıldı. Ziyaretçi odasına geçtik. Ellerimizde muratla birbimize bağlı tek kelepçe. Fakat bu kez simgede ters kelepçe ??

Oturduk camın karşısında kimse yok henüz. Bizimkilerden birisini bekliyoruz .Herkes buralarda sonuçta atlayıp geldi heralde birisi dedik.

Bir kadın girdi. Yakasında malezya türk bayrağı rozeti vardı. Büyük elçilikten geldiğini söyledi Emine hanım.Bileğimizdeki kelepçelerin açılmasını rica etti kabul etmediler.Bizim halimizi gördüğünde yüzü bembeyaz oldu. Simge yaşadıklarını anlatırken gözleri doldu.

Bize herşeyi öğrendiklerini aileler dostlar herkes büyük bir teşkilatlanma yapmış. Ve bir şekilde izimizi bulduklarını söyledi. Türkiye de milletvekillerimiz bile araya gitmişler.

Yüksek ihtimal yarın çıkıyorsunuz ama maksimum 14 gün. Ailelerimizin mesajlarını iletti ve bizim de mesajlarımızı aldı. Kelepçe olayını ailelere söylemeyin bu halde olduğumuzu bilmesinler şu an dedik.

Bize çok moral verdi çıkınca hemen kuala lumpurda elçiliğe davet etti sizi ağırlamak isteriz dedi. Elinden gelen herşeyi yaptığını gördük.

1 saat falan sorna bizi tekrar oraya aldılar. Bu kez o sakallı çocuk dediği kişi ve bir abi girdi.

Meğersem kuala lumpurda gezen bizim çocuklardan biriymiş. Tugay Sıfır ingilizceyle postu görür görmez atlayıp penanga gelmiş karakol karakol gezip translater kullanarak bizim hapishaneyi bulmuş. Yandaki abi ise burda türk restoranı olan ibo abi. Mehmet google dan akıl edip araştırmış. İkisi buluşup bizi göremye geldiler. Ailelerimizin iyi olduğunu herkes şu an sizi bekkiyor suçsuz olduğunuzu da herkes biliyor dediler. İbo abiyi malezyalı arkadaşları korkutmuş. Sakın gitme konuşma onlarla .kimbilir ne yaptılar senin de başın yanar diye irdelemişler. Fakat hiçbirini dinlemeyip bizi görmeye geldi. Tugayın yaptığı en zoru. Hayatında ilk kez yurtdışına çıkıp malezya gibi bir asya ülkesinde dil yol bilemden bizi nasıl buldun be olm. Size ne diyim bu nasıl güzel yürekler.

Son gun geldi her Anahtar sesinde kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu. İçeride sürekli bir gürültü modu. 6 tane Hintli bebeyi içeri atmışlar sebebi ise 1 i kavga etmiş 5 i de şahitlik yapmış. Hepsi içeride. Bizim kafese 3 çinli adam vardı Masöz bunlar. Suçları 9 kişiden birinin çalışma izninde sıkıntı var diye 9 u birden içeride . 6 sı kadın bölümünde. Bu nasıl adalet bu nasıl saçma bir ülke bu nasıl düşük bir iq seviyesi. Muratla beynimizi yandı bunları sorgulamaktan.

Akşam oldu umudu kestik artık. Saat 7 den sonra polis mi gelir. Bir adam yürüdü elinde kağıtla 
‘mehmet ,murat ..you are free now’ diyerek kapıyı açtı. En son ne zaman bu kadar gerçek ve büyük bir mutluluk yaşadığımı hatırlamıyorum. Kendimden çok simge için sevindim. Aileler zaten bizden haber aldı o kaygılar sona ermişti ama simgeyi ne zaman bir ziyaretçi esnasında görsem gözleri şiş ‘aşkım bu polisler bana asılıyor ,sürekli uykumdan uyandırıp laf atıyorlar’ diyordu. Onun neler yaşadığını kimse bilmez. Kendi yaşadı kendi yendi .Gördüğüm tartışmasız en güçlü kadın. 
Bunu yenmek ona hayranlığımı kat be kat arttırdı. Beraber hapis yattıığım bir sevgilim var artık. Murat ise sonsuza dek bambaşka bir dostuk kurduğum bir adam artık. İçeride onunla gelecek hakkında yaptığımız muhabbetler neler neler. Hücre arkadaşım diyorum artık ona.

Sonunda özgürüz. Giyindik ettik . Son işlemler falan Eşyalarımızı aldık. Hemen harddiskimi konstol ettim. O çalınmasın yeter. Geri kalan donuma kadar alsınlar sorun değil. Çünkü simgenin sandaletlerini bir kız çalmaya çalışırken simge görüp bağırarak durumu kurtardı. Çalamadı kız yani.

Özgürüz.

Özgürlüğün kıymeti insanların ailenin doğanın ve aşkın kıymetini bize hatırlatan bir simülasyondan çıkmıştık. Artık hiçbir yerden ne sıkılırım ne gocunurum. Ne yemek seçerim ne simgeyle küçük sorunlar yaşarım .Aştık ,erdik. Bu ilişki için bir yapı taşı koyduk. Herkes çok uğraştı. Biz perişan onlar perperişan.

Herşey bitti. Penangda bizim gibi gezen bir sürü ülkeden dünya tatlısı birsürü insanın arasında tüm özgürlüğümle bu yazıyı yazdım. Tadını en çok özlediğim kahvemin son yudumunu da büyük bir keyifle alarak bu yazıyı bitiriyorum.

Bu da bize kapak olsun!

Şakası yok bu işlerin.

Servanın hislerinden bir gezgin hikayesi. Herkese ders ola! 

 

Servan Turan Murat Bostan ve Simge Can

27067735_1705199112834531_2231469848226644011_n

Comments

comments

Previous Yola Çık, Görevleri Yerine Getir, Ödüllü Kamp Maceranı Başlat!
Next Tek Bir Video Size Avrupa'nın Kapılarını Açabilir!

3 Comments

  1. Kızılgezegen
    Ocak 27, 13:38
    Geçmiş olsun arkadaşlar.Okurken tüylerim diken diken oldu. Kabus gibi. Özgürlük , insan hakları , yasalar , eşitlik... üzerine herkes bir daha düşünmeli. Her şartta herkes için geçerli olan bir düzen olmalı. Oldurmak için çalışmalı . İnsan ın değeri için
  2. Andreyuska
    Ocak 27, 15:14
    Adam neler neler yaşamış, hüküm giymiş kelepçe takılmış koluna, lütfen bütün gezginlere yalvarıyorum, Malezya, Tayland gibi 2. Dünya ülkelerine gitmeyin, gitmeye çalışanı engelleyin
  3. Ali
    Ocak 31, 15:20
    Vay arkadaş neler gelmiş başınıza geçmiş olsun. İnanın yazıyı okurken kendimi yazının içinde hissettim.

Leave a Reply

You might also like

Raydan Çıkanlar 0 Comments

Mayıs ayı hikayesi Part ||

Herkes her an online olamıyor, olmamalı da zaten. Biz işsizler sizin için arada böyle derlemeler yapmakla mükellefiz. Galerideki her geyiki anlamadınız diye de üzülmeyin. Arada küçük notlar yazacağım. Ama artık

Raydan Çıkanlar 0 Comments

Mayıs ayında Interrail Turkiye’ de hangi diyarları gezdik?

Ayların cuma akşamüzerisi, kutsalımız..Mayıs ayının gezgin bülteninden herkese selamlar.Yeri gelmişken bir de Orta Asyalardan fıtı fıtı tee buralara gelen Atalarımızın gezgin ruhuna selam olsun ! Biz bu ay yine leyleği havada