Addis Ababa | ” Birileri için daha fazla şeyler yapabilecek yollara girmeliydim.”

Addis Ababa | ” Birileri için daha fazla şeyler yapabilecek yollara girmeliydim.”

Hayatta görüklerim karşısında, vicdanım zaman zaman beni suçlayan bir huzursuzluk şeklinde ortaya çıksa da başımı çevirip yürümeye devam etmesini öğrenmiştim. Okuduklarım, gördüklerim düşüncelerimi derinleştirmeye başladığı an, ona da çözümler buluyordum. Ama bir gün… bir gün artık daha fazla kaçamayacağımı hissettim. Afrika ile ilgili izlediğim belgeselin hissettirdiği duyguların derinliğinde boğulmuştum, can simidim olan düşünce ‘’ya yapabileceğim birşey varsa’’ oldu. ‘’Kıt kaynaklarım var , çok üstün fikirlere sahip biri değilim, ama ya yapabileceğim birşeyler varsa.’’ Bir ev ya da bir araba için mi buradaydım yani.. Varlığımın anlamını bunlar üzerinden mi konumlandıracaktım. Hayattan bana kendini açıklamasını talep ettim.

Bir söz okumuştum ‘’İdrak eden ister ve isteyen de zorundadır.’’ İdraka vardıktan sonra gerçekten neyi istediğimi bilip, istediğim şeyi gerçekleştirme yolunda tüm sorumlulukları üstlenecektim.

Afrika’nın en fakir ülkelerine baktım internetten, o sırada Somali’de iç savaş vardı, oraya gitmesem daha iyi olur diye düşündüm, ardından Etiyopya’ya biletimi aldım. Goethe ’’İdrak için en yakınında olanın yeterli olmaması insanın özelliğidir’’ der. Uzaklaşmam, sarsılmam, silkelenmem ardından tekrar yakına gelmem gerekiyordu. Gitmeden önce sarı humma, menenjit gibi birkaç aşı olup sıtmadan korunmak için sivrisineklere karşı kovucu kremler , spreyler aldım. Çantama kıyafet olarak bir iki şey koyup valizime sığdığı kadar ailemin desteğiyle hediyeler aldım.
Uçakla 6 saatlik yolculuğun ardından başkent Addis Ababa’ya vardım. Yolculuk planımdan bahsetmiş olduğum italyan bir kız arkadaşım da bana eşlik etti. Ben de pek çok insan gibi her şehrin, her mekanın kendi ruhu olduğuna inanırım ve belki de insanın içinde bulunduğu hal ile etkileşime girip herkese başka biçimde sunar kendini. Varışımda havaalanı kontrollerinden geçer geçmez şehirle ilk buluşmamda, sessizliğin bana ilk kez bu kadar çok şey anlattığını tecrübe ettim.

Addis Ababa’da geçen günümüz araba kiralamakla, güneye, ilkel kabilelere doğru gideceğimizden yol güzergahımızı belirlemekle, yolda bir noktadan sonra bulamayacağımızdan ötürü, varillerle arabaya benzin depolayıp hortumla nasıl koyacağımızı öğrenmekle ve yiyecek, içecek stoğu yapmakla geçti.
Yolun kendisi , şahit olduklarımız öyle farklı noktadan hayatı gösteriyordu ki kendi gerçekliğimden uzaklaşmanın bilinmez haline bürünmüştüm. Pek çok yerde sadece toprak yol olduğundan ve hayatlara karışarak yolculuk yapma düşüncemizden dolayı 600-700 km yolu günlerce araba kullanarak gittik. Uygun yerlerde çadırımızı kuruyor, yemek olarak da konserverlerimizi yiyorduk.
Çadırımızın önüne serdiğimiz örtünün üzerine uzanıp gökyüzünü izlemenin keyfi bir yerde yoktu, yıldızları ilk kez bu kadar parlak ve ihtişamlı görüyordum. Bir kalemin ya da bir t-shirt’ün bir insanın yüzünde bu kadar içtenlikle yarattığı mutluluk ifadesine tanık olmak eşsizdi. İlkel kabilelere vardığımızda durum iyice başka bir hal almıştı. Genel manadaki zorluklar tüm yoğunluğu ile bizimleydi. Su yoktu, yemek yoktu, tuvalet yoktu (ya da dünyanın en büyük tuvaleti vardı), arabada şarj edebildiğimiz telefonumuz çekmiyordu, hastalıklar vardı, vahşi hayvanlar vardı.. Onlar benim için ben onlar için ilginçtim.. Heryerime dokundular, beni incelediler, zaman zaman korktular.. Ben de onlardan korkuyordum aslında.. Sonra birbirimizden zarar görmeyeceğimizi anladık.

Beraber 15 gün geçirdik. Burada sabah kalkınca tek bir düşünce vardı; avlanmak ve yiyecek bulmak. Her yeni gün, yeni bir hayatta kalma mücadelesiyle başlıyordu. Bu mücadele o koşullarda yaşamaya alışık olmayan ben ve kız arkadaşım için de oldukça zorlayıcıydı. Ülkemdeki gündelik hayatımın bulanıklaştırdığı zihnimle tüm iplerimi kopartmıştım. Kendime başka bakıyordum ama acaba ne kadar sürecekti.. Artık daha çok anlamak istiyordum, hayatın farklı cephelerini görmek, birşeyler yapabilmek için imkanlar yaratmak, kendime bakmak, kendimi bulmak ve bilmek istiyordum.

Ve anladım ki karşılaştığım her olay, sıkıntı, insan, yaşadığım her tecrübe aslında benim kendimi bulma yolumda vesileler.. Günlük oyalanmaların aklımı rehin tutmasına izin vermek istemiyordum. Aynı zamanda ancak başka çağlarda yaşadığım bu insanların beslenememekten, basit hastalıklardan çaresizce ölümüne ya da ölümü bekleyişine artık bir ekranın arkasından tanık olmuyor , yakınlarında bulunarak bu duruma temas ediyordum. Kendimi yeniden bulmalı ve birileri için daha fazla şeyler yapabilecek yollara girmeliydim.

Betül Güleç’ e Teşekkürler

Betül Güleç’in Diğer Yazısı

Comments

comments

Previous Bir WoodStock olmasa da en güzel fotoğraflarıyla YedigöllerRail2 kampımız
Next Duyuru : Interrail Türkiye Üyelik Alımı

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply

You might also like

Raydan Çıkanlar 0 Comments

İşi bırak, Kamp Yap ! 

Çoğumuz hatta hepimiz belkide istemediğimiz işlerde çalışmak zorunda kalıyoruz,istemediğimiz hayatlar yaşıyoruz,şehir hayatının gereksiz gereksinimleriyle mücadele etmek için hayatımızı,gençliğimizi harcıyoruz.!! Kira,fatura,sosyal statü,araç,para kazanma çabası gibi birçok şey için için hergün güne

Raydan Çıkanlar 0 Comments
Raydan Çıkanlar 0 Comments

Muhteşem Fotoğraflarıyla Hindistan’daki Mavi Şehir

Burası Hindistanın Rajasthan eyaletinde Mehrangarh kalesi ile ünlü mavi şehri Jodhpur.  Şehrin mavi renginin sebebi ise, Hindistan’da en üst sınıfı olarak kabul edilen Brahmanlar’ın bu şehirde yaşıyor olması. Brahmanlar, eski zamanlarda