Bir Norveç Düşü : Reine

Bir Norveç Düşü : Reine

IMG_5555-0

norveç’te bir balıkçı kasabası. burada anılarımı anlatacağım, kaç para yedim, nasıl ulaştım, yazının sonunda özet var.

içim yol çekiyor, nasıl anlatsam. belki biraz yolculuk anısı sakinleştirir diye reine’yi anlatmaya karar verdim. reine’yi görmek için kararsızsanız, kararsız yanlarınızı budayın sırt çantanızı kapın, yolumuz çok uzun.

iki arkadaşım türkiye’den yola çıktı. kuzey ışıklarını görmeye gidelim diye, ben de karşı kıyıyunanistan’dan yola çıktım. son anda karar verince çok güzel uçak bileti paraları ödedim bunu hatırlamak istemiyorum. neyse, atina’dan kiev aktarmalı stockholm’e uçtum. seyahate trenle devam edicez çünkü. bir gece arlanda havaalanında yattım, bu başka entrynin konusu. bir gece de meşhur uçak hostelde kaldım, bu da başka bir entryinin konusu.

arkadaşlarım gelince stockholmden trene bindik, uyuduk uyandık, tren değiştirdik. son istasyonun narvik olması gerekiyor. ona göre gittik.
hep cam kenarına oturdum, hep güzel filmler çektim yolda. tren yolları, donmuş gölcükler, karlar herşey öyle güzeldi ki.
üç kişi olmamız sebebiyle trende çok fazla ahbap edinemedik. dağ tepe tırmanacağız diye enerji depolamak için bol bol uyur gibi yaptık, gözlerimizi yoldan alıp uyuyamadık.

son durak narvikte inince, yolumuz daha yeni başlamış onu anlamış olduk. reine’ye ulaşmak için narvik >bodo>moskenes rotasını izlememiz gerekiyordu.

bodo’ya 4-4,5 saat süren bir otobüs yolculuğu sonunda ulaştık. ağır aksakta olsa otobüste wifi vardı. otobüs bir ara araba vapuruna bindi (ben öyle diyorum muhtemelen daha doğru bi adı vardır. bizdeki yalova feribotuna benziyordu işte).

şehrin içine girince göz kamaştırıcı evlere tutulduk. cam duvarların içinden gördüğümüz mutlu aileler başta gülümsetti. fal tuttuk yanımdaki arkadaşımla. o viskisini yudumlayıp maç izleyen adam oldu, ben kocasıyla yemek yapan kadın.

otobüsteki yolcular indikçe yalnızlık hissi arttı. ağladım biraz cam kenarında. annemi özledim, evimi, kedimi. gezgin falan diyorum kendime de memleketten fersah fersah uzakta, soğukta, sırtında çanta, lahana gibi giyinmiş haldeyken benim burada ne işim var hissi geliyor biraz.
ağlarken biraz da içim geçmiş dalmışım. geldik son durağa. bodo airport.

daldık içeri uyku tulumlarının içine girdik, rahat uyku hasretindeyiz. havaalanında bizden başka kimse kalmayınca güvenlik abi geldi. ‘burası otel değil’ dedi. biz de ‘sizden öğrenecek değiliz’ dedik. ‘sabah uçağımız var’ dedik, bilet görmek istedi. ayıp oluyor ama turistiz, rica ederim falan diye ortamı yumuşattım. amiri de kalsınlar yazık dedi herhalde, izin verdi. sabah ezanıyla biz tabi topuk. havaalanından çıkınca kuzey ışıklarının gidişine şahit olduk. vah keşke dışarıda kalsaydık da görseydik de iç çektik biraz ama olsun.

havaalanından şehir merkezi’ne otobüsler gidiyor ama paralar suyunu çekti, tabanlara kuvvet. 20 dakika falan yürüdük. vapur iskelesine geldik. kaçırmışız sabah vapurunu. ikindiye kaldık. o arada adamları bırakıp az şehir turuna çıktım ben.
wifi falan aradım, bir tane kartal heykelinin fotoğrafını çektim oley beşiktaş diye. euro’ları çevirmeye çalıştım, az diye komisyonu çok olur dediler, kıyamadım.

bir de eskici dükkanı buldum. herşey dünya pahası ama para mevzularına en son gireyim. yoksa ağlama duvarına dönecek burası.

öğlen vapuruna kaçak girme hayalleri kurduk ama olmadı. yine de istediği parayı vermedik,çocuk bileti kesti bize. yalan atmayım 6 saat falan sürdü deniz yolculuğu. bir ara uçsuz bucaksız oldu heryer. sonra akşam oldu, sonra moskenes’e indik.

otostop denedik ama kimse oralı olmadı. etrafa bakına bakına bir alay yol yürüdük (5 km).

nasıl derler, bakir toprak. o gece hilal çıktı, etrafında bir milyon yıldız. yürüdüğümüz köprüler, tüneller. hepimiz romantikleştik kendi kendimize. bir daha gelmeye yeminler ettik. film seti gibi her köşesi. ağzımız açık yürüdük.

en son reine’ye vardık. çadırımız olmadığı için üstü kapalı köhne aradık kendimize. biz titrerken on tane falan ergen futbol oynuyordu. sonra benim adamlar beni bırakıp çocuklarla maça başladılar. ortak akıl, erkek her yerde erkek ama kadın her yerde kadın değil. gıkımı çıkarmadım, fotoğraflarını çektim şirinlik yaptım. mızmızlık etmemek şartıyla almışlardı beni ekibe, zaten ayaklarım ıslandı soğuğu hissetmiyorum falan. çocuklara sorduk birisi de ‘gelin garajımızda kalın, annem size kurabiye yapar’ demedi. açıkçası bunu hayal etmiştik. ama sonradan iyice alışacağımız üzere, norveç insanı kibar ama mesafeliydi ve fakir görmeye alışkın değillerdi.

biz şansımıza küsüp az daha dolaşıp bir garaja girdik, suntaları falan altlık yaptık. şimdi adını vermeyeceğim dünya gezgini bir arkadaş (şu an filistin’de hatta selam olsun) uyku tulumunu evde unuttuğu için tulumu bölüşüp titreyerek yarım yarım uyuduk. erkenden kalkıp garajı eski haline getirip, tüydük. sonra dağa tırmandık. ben tırmanamadım tabi. onların afilli fotoğrafları var benim yok. evimden gitmediğim için doğru dürüst ayakkabım yoktu. bir yere kadar çıkmışım, aşağı kayarak indim. sonra bisikletli bir dede geldi “oraya gidenler, bir daha dönmediler” dedi. yemin billahi bunu dedi. iki tane dağcı çıkmışlar, çığ düşmüş. aldı mı beni bir korku. çığ düşecek diye seslenemiyorum da. 1 saat yolda volta attım. bi de bu asyalılar her yerdeler, oraya bile yerleşmişler. biraz hasbıhal ettik. benimkiler inince “ehehe gelmedin, çok güzel manzara kaçırdın” diye moralimi bozdular. sonra az daha dolaştık çevreyi, dağın başka bir yamacına geldik. tırmanmaya başladık. ben yine vazgeçtim ama bi daha dalga geçmesinler diye çevresinden dolaşarak kimbilir ne kadar zamanda tırmandım dağı, dağ da dağmış hani uçuracak rüzgar. tepeye çıkınca bi baktım inmişler bana bakınıyorlar. öf öf yine kaya kaya göt üstü indim dağdan ama ölüyorum dedim.

dönüş vapuruna yetişmek için moskenes’e yürümeye başladık. yine otostop çekiyoruz yine kimsenin umrunda değiliz. onlar pes edince bi ara yalnız otostop çektim de iki asyalı hanım kız durup beni aldılar.

buraya kadar herşey- kuzey ışıklarını görmek haricinde- planlandığı gibi gitti. ilk önce vapurun 3’te değil akşam 8 ‘de olduğunu öğrendik. oturacak bir yer aradık, yollar yürüdük yine de bulamadık. o beş saati yollarda geçirdik. bir ara otobüs durağının önünde ateş yaktık, etrafında ısınmaya çalıştık. insanlar gelip fotoğrafımızı çekti. fakirlik o kadar garipseniyorki.

8 gibi iskeleye geldik. dönüş paramız yok bu arada, ağlıcaz görevliye. giderken yüz bulduk aynı adam olsun diye dua ediyoruz. o arada minibüslü bi abiden bizi arabanın arkasına atmasını rica ettik. beleş geçiş. olur dedi. sevindik falan derken çağırdı beni yanına “dedi ki bacım, hava şartlarından sefer iptal olmuş sabah 7’de gelecek vapur”. arabalar bir bir ayrıldı, yağmur başladı. baktım uzakta bir sırtçantalı daha var. belki çadırı vardır diye iliştim, vapurun iptal olduğunu söyledim. çadırı küçükmüş su alırmış. olduk dört homeless…

artık olay çıkarıp geceyi sıcak karakolda geçirme hayali kuruyoruz, veya acile falan gidip birşey uydurarak.. o kadar üşüdüm ki gözüm döndü, basıcam bütün zillere dedim. yürüdük bir balık fabrikasından sesler geliyor. o’na soruyoruz, patron yok, buna soruyoruz içeride falan derken yemek salonuna ulaştık. ölüyordum ki açlıktan kokular beter etti. derdimizi anlattık. sonra patron abi bizi arabasına attı, bir balıkçı evine koydu. hadi hayal edin, tekne gibi ama değil, suyun içindesiniz ama ev konforu.. abi kendisi gitti, biz dördümüz orada kaldık.

bir seyahatin en güzel tarafı bu sürprizlerdir işte.planlanmayan kısım, tanrı’nın mineti, doğa’nın lütfu ne dersen işte..

biz üç türk sobalı odada yattık, ingiliz velet illa soğuk odada yatıcam dedi gitti. sabah altıbuçukta geminin ışıklarıyla uyandım, eve girecek gibi geldi. kıyıya iki adım. evi toplayıp çıktık. gemiye çok az parayla girdik. (sefer iptal oldu son paramızı otele verdik vs) diyerek.bodo’ya inince evet bi sakinleştik, birer hamburger ısmarladık kendimize son paramızla. trenle tekrar stockholm’e döndük.

edit: gemiye bindiğimizde beşiktaş’ın liverpool’u elediğini öğrendik ve bir önceki gece öğrenip yanımızdaki ingiliz bebeye eziyet edemediğim için ah çekmiştim.

***

uçak biletlerine 600 tl ödedim, gidiş dönüş atina/arlanda (ukraine airlines)

interrail biletine de 200 € 5/10 pass

narvik’e inince 30 €’m kalmıştı sadece. onu da arkadaşıma verdim. otobüs paralarını ödedi adam başı 70 tl falan, narvik’ten bodo’ya. bodo’dan gemi 27 € adam başı. öyle hesaplanın çıkın.

para birimi krona, ve herşey çok pahalı. 20’li sandviç ekmeği 11 tl’ye falan denk geliyor. siz yine de bana uymayın, yunanistanda euroyu tl’ye çevirme alışkanlığımdan vazgeçmiştim ki, bir de krona çıktı başımıza herşeyi karıştırdım.

sana söz yine baharda gelicez dedik. bir de eline sağlık tanrım dünya çok güzel olmuş diye haykırdım dönerken.

yol çok güzel, yol’a gelin.

Başak Leyla Kaçar 

Comments

comments

Previous Afganistan'ı Gezmek ?
Next TOBB Universitesi Konferansımız 1 Haziran'a Ankara'da

0 Comments

No Comments Yet!

You can be first to comment this post!

Leave a Reply

You might also like

Raydan Çıkanlar

Gezginlerin 1 Numaralı Belgeseli

Pali dilinde bir sözcükten meydana gelen Samsara, budizmde bencilliğin ve gösteriş dünyasını temsil eder. Samsara filmi, dört yıllık bir süreç boyunca dünya üzerindeki 25 farklı ülkede ve 100 farklı yerleşim yerinde çekildi.

Interrail 2 Comments

Interrail Ne Kadara Yapılır ?

Interrail maliyeti, interrail hayali kuran herkesin merak ettiği konuların başında geliyor. Grubumuzda da sıkça sorulan sorulardan biri olan maliyet mevzusu son zamanlarda bayağı popüler konumda. Maliyet ile ilgili olarak söyleyebileceğim

Seyahat Anıları 2 Comments